İçeriğe geç
Mealleri karşılaştır

37. sure · Mekkî · 182 ayet · İniş sırası 56

Sâffât Suresi

الصافات

Meal: Diyanet Vakfı Kuran Meali, Diyanet Vakfı Kuranı Kerim Meali, 2000

  1. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا

    (1-4. ayetler birlikte) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

  2. فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

    (1-4. ayetler birlikte) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

  3. فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا

    (1-4. ayetler birlikte) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

  4. إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

    (1-4. ayetler birlikte) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

  5. رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ

    O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.

  6. إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

    Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

  7. وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ

    Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

  8. لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

    (8-9. ayetler birlikte) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

  9. دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

    (8-9. ayetler birlikte) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

  10. إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

    Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

  11. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

    (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

  12. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

    Hayır, sen (onların hâline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.

  13. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

    Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

  14. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

    Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

  15. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

    (Dediler ki:) “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”

  16. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”

  17. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”

  18. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

    De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

  19. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

    O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

  20. وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

    Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bu beklenen hesap, mükâfat ve ceza günüdür.”

  21. هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    (Onlara), “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür” (denilir).

  22. ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

    (22-24. ayetler birlikte) (Allah, meleklere şöyle emreder): “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

  23. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

    (22-24. ayetler birlikte) (Allah, meleklere şöyle emreder): “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

  24. وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

    (22-24. ayetler birlikte) (Allah, meleklere şöyle emreder): “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

  25. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

    (Onlara), “Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?” (denilir).

  26. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

    Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

  27. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

  28. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

    Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”

  29. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    (Diğerleri de onlara şöyle) derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”

  30. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ

    “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz.”

  31. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

    “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”

  32. فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ

    “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”

  33. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

    Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.

  34. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

    İşte biz suçlulara böyle yaparız.

  35. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

    Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

  36. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

    “Biz, deli bir şair için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı.

  37. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

  38. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

    Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

  39. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

  40. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Ancak Allah’ın halis kulları başka.

  41. أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

    (41-42. ayetler birlikte) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

  42. فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

    (41-42. ayetler birlikte) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

  43. فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    Onlar Naîm cennetlerindedirler.

  44. عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

    Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

  45. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

    (45-46. ayetler birlikte) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

  46. بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ

    (45-46. ayetler birlikte) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

  47. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

    Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

  48. وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

    Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

  49. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

    Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

  50. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

  51. قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

    İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”

  52. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

    “Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?” derdi.

  53. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

    “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”

  54. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

    Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der.

  55. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

    Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

  56. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

    Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”

  57. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

    “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”

  58. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

    (58-59. ayetler birlikte) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”

  59. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

    (58-59. ayetler birlikte) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”

  60. إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

  61. لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ

    Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

  62. أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

    Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

  63. إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ

    Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.

  64. إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

    O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

  65. طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ

    Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.

  66. فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

  67. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

    Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

  68. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

    Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

  69. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

    Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

  70. فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

    Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

  71. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

  72. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

    Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

  73. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

    Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

  74. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.

  75. وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

    Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

  76. وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

  77. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

    Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

  78. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

  79. سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ

    Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!

  80. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    İşte biz iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları böyle mükâfatlandırırız.

  81. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.

  82. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

  83. وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

    Şüphesiz İbrahim de O’nun taraftarlarından idi.

  84. إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

    Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.

  85. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

    Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”

  86. أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

    “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”

  87. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    “O hâlde, âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?”

  88. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

    (88-89. ayetler birlikte) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.

  89. فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

    (88-89. ayetler birlikte) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.

  90. فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

    Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

  91. فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

    İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”

  92. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

    “Ne diye konuşmuyorsunuz?”

  93. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

    Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

  94. فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

    Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

  95. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

    İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”

  96. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

    “Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.”

  97. قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

    Kavmi, “Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın” dedi.

  98. فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

    Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

  99. وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

    İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”

  100. رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”

  101. فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ

    Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

  102. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

    Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.

  103. فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

    (103-104. ayetler birlikte) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”

  104. وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ

    (103-104. ayetler birlikte) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”

  105. قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları böyle mükâfatlandırırız.”

  106. إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

    “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”

  107. وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

    Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.

  108. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

  109. سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

    İbrahim’e selâm olsun.

  110. كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    İyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları işte böyle mükâfatlandırırız

  111. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Çünkü o mü’min kullarımızdandı.

  112. وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

  113. وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

    Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin neslinde iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

  114. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.

  115. وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

  116. وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

    Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

  117. وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

    Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik.

  118. وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

    Onları doğru yola ilettik.

  119. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

  120. سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    Mûsâ’ya ve Hârûn’a selâm olsun.

  121. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Şüphesiz biz iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları böyle mükâfatlandırırız.

  122. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Çünkü onlar mü’min kullarımızdan idiler.

  123. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

  124. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

    Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”

  125. أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ

    (125-126. ayetler birlikte) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”

  126. ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    (125-126. ayetler birlikte) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”

  127. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.

  128. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.

  129. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

  130. سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

    İlyas’a selâm olsun.

  131. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Şüphesiz biz iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları böyle mükâfatlandırırız.

  132. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.

  133. وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.

  134. إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

    (134-135. ayetler birlikte) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

  135. إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

    (134-135. ayetler birlikte) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

  136. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    Sonra da diğerlerini yok ettik.

  137. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

    (137-138. ayetler birlikte) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

  138. وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    (137-138. ayetler birlikte) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

  139. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.

  140. إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

    Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

  141. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

    Gemidekilerle kur’a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.

  142. فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

    Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.

  143. فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

    (143-144. ayetler birlikte) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

  144. لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    (143-144. ayetler birlikte) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

  145. فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

    Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.

  146. وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

    Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.

  147. وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

    Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.

  148. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

    Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

  149. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

    Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?

  150. أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ

    Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

  151. أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

    (151-152. ayetler birlikte) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

  152. وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

    (151-152. ayetler birlikte) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

  153. أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

    Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?

  154. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

  155. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    Hiç düşünmüyor musunuz?

  156. أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ

    Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

  157. فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

  158. وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

  159. سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

  160. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Ancak Allah’ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.

  161. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

    (161-163. ayetler birlikte) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.

  162. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ

    (161-163. ayetler birlikte) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.

  163. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

    (161-163. ayetler birlikte) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.

  164. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

    (Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.”

  165. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

    “Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız.”

  166. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

    “Şüphesiz biz (Allah’ı) tespih edip yüceltenleriz.”

  167. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

    (167-169. ayetler birlikte) (Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”

  168. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    (167-169. ayetler birlikte) (Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”

  169. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    (167-169. ayetler birlikte) (Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”

  170. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    Fakat (kitap gelince) onu inkâr ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

  171. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

    Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

  172. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

    “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”

  173. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

    “Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”

  174. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

  175. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

  176. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

  177. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

    Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

  178. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

  179. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    (Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

  180. سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

    Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

  181. وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

    Peygamberlere selâm olsun.

  182. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.