80. sure · Mekkî · 42 ayet · İniş sırası 24
Abese Suresi
عبس
Meal: Diyanet Vakfı Kuran Meali, Diyanet Vakfı Kuranı Kerim Meali, 2000
-
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
(1-2. ayetler birlikte) Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
-
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
(1-2. ayetler birlikte) Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
-
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
(Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
-
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
-
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
-
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
Sen, ona yöneliyorsun.
-
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
(İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!
-
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
(8-10. ayetler birlikte) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
-
وَهُوَ يَخْشَىٰ
(8-10. ayetler birlikte) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
-
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
(8-10. ayetler birlikte) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
-
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür.
-
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Dileyen ondan öğüt alır.
-
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
(13-16. ayetler birlikte) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
-
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ
(13-16. ayetler birlikte) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
-
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ
(13-16. ayetler birlikte) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
-
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ
(13-16. ayetler birlikte) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
-
قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!
-
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
Allah, onu hangi şeyden yarattı?
-
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.
-
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
-
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.
-
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
Sonra, dilediği vakit onu diriltir.
-
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
Hayır, hayır o, Allah’ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.)
-
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın!
-
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا
Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.
-
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا
Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık!
-
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
(27-32. ayetler birlikte) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
-
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
(27-32. ayetler birlikte) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
-
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
(27-32. ayetler birlikte) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
-
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا
(27-32. ayetler birlikte) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
-
وَفَـٰكِهَةً وَأَبًّا
(27-32. ayetler birlikte) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
-
مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
(27-32. ayetler birlikte) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
-
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
(33-37. ayetler birlikte) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
-
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
(33-37. ayetler birlikte) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
-
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
(33-37. ayetler birlikte) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
-
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
(33-37. ayetler birlikte) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
-
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
(33-37. ayetler birlikte) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
-
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar,
-
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
Gülerler, sevinirler.
-
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.
-
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
Onları bir siyahlık bürür.
-
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.