85. sure · Mekkî · 22 ayet · İniş sırası 27
Bürûc Suresi
البروج
Meal: Diyanet Vakfı Kuran Meali, Diyanet Vakfı Kuranı Kerim Meali, 2000
-
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْبُرُوجِ
Burçlarla dolu göğe andolsun,
-
وَٱلْيَوْمِ ٱلْمَوْعُودِ
Va’dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,
-
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ
(3-5. ayetler birlikte) Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir.
-
قُتِلَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأُخْدُودِ
(3-5. ayetler birlikte) Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir.
-
ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلْوَقُودِ
(3-5. ayetler birlikte) Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir.
-
إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ
(6-7. ayetler birlikte) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
-
وَهُمْ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ
(6-7. ayetler birlikte) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
-
وَمَا نَقَمُوا۟ مِنْهُمْ إِلَّآ أَن يُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ
(8-9. ayetler birlikte) Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye lâyık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
-
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
(8-9. ayetler birlikte) Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye lâyık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
-
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُوا۟ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا۟ فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ ٱلْحَرِيقِ
Şüphesiz mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
-
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَهُمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْكَبِيرُ
İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
-
إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir.
-
إِنَّهُۥ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ
Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar.
-
وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلْوَدُودُ
O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
-
ذُو ٱلْعَرْشِ ٱلْمَجِيدُ
Arş’ın sahibidir, şanı yüce olandır.
-
فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ
Dilediğini mutlaka yapandır.
-
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْجُنُودِ
(17-18. ayetler birlikte) Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana geldi mi?
-
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ
(17-18. ayetler birlikte) Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana geldi mi?
-
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى تَكْذِيبٍ
Hayır, inkâr edenler, hâlâ yalanlamaktadırlar.
-
وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌۢ
Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
-
بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَّجِيدٌ
Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır.
-
فِى لَوْحٍ مَّحْفُوظٍۭ
O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır.