89. sure · Mekkî · 30 ayet · İniş sırası 10
Fecr Suresi
الفجر
Meal: Diyanet Vakfı Kuran Meali, Diyanet Vakfı Kuranı Kerim Meali, 2000
-
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْفَجْرِ
Tan yerinin ağarmasına andolsun,
-
وَلَيَالٍ عَشْرٍ
On geceye andolsun,
-
وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ
Çifte ve teke andolsun,
-
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ
Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır).
-
هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ
Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.
-
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ
(6-10. ayetler birlikte) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?
-
إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ
(6-10. ayetler birlikte) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?
-
ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ
(6-10. ayetler birlikte) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?
-
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ
(6-10. ayetler birlikte) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?
-
وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ
(6-10. ayetler birlikte) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?
-
ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ
(11-12. ayetler birlikte) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.
-
فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ
(11-12. ayetler birlikte) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.
-
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
-
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ
Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.
-
فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ
İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.
-
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ
Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der.
-
كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ
Hayır, Hayır! (Siz ikram bekliyorsunuz, fakat kendiniz) yetime ikram etmiyorsunuz.
-
وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
-
وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا
Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.
-
وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا
Malı da pek çok seviyorsunuz.
-
كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا
Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman,
-
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا
(22-23. ayetler birlikte) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?
-
وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ
(22-23. ayetler birlikte) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?
-
يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى
“Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der.
-
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ
Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez.
-
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ
Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.
-
يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ
(Allah, şöyle der:) “Ey huzur içinde olan nefis!”
-
ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”
-
فَٱدْخُلِى فِى عِبَـٰدِى
“(İyi) kullarımın arasına gir.”
-
وَٱدْخُلِى جَنَّتِى
“Cennetime gir.”